İlişkiler ve Sosyal Medya

Sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri bütün ilişkilerimize yeni bir boyut kattı. Arkadaşlarımızı aramak, mesaj atmak yetmiyor artık – arkadaşlık teklifini kabul etmek / etmemek, paylaştıklarını beğenmek / beğenmemek gibi kararlar girdi hayatımıza.

Yeni tanıştığımız, hatta itiraf etmesek de, işe alacağımız insanların bile hayatlarıyla ilgili birçok bilgiyi sosyal medyadan alıyor; sevgililerimizi, arkadaşlarımızı, hatta arkadaşlarımızın arkadaşlarına kadar herkesi yakın takibe alıp iz sürebiliyoruz.

Bir de yeni görgü kuralları çıktı tabii. Daha yarım saat önce WhatsApp’ta çevrimiçi olan bir yakınınızın sabah gönderdiğiniz mesaja cevap yazmamış olması ayıp mı? Arkadaşınızın Instagram’da başka resimleri beğenip sizin resminizi beğenmemesine ne demeli? Peki eski sevgilinizin yeni sevgilisinin hesaplarınızda gezindiğini fark etmek sinir bozucu mu, gurur verici mi?!

Sosyal medyadaki paylaşımlarımıza uyguladığımız pozitif sansür konusu da var tabii. En güzel çıktığımız, en eğlenceli, en mutlu görünen resimleri seçip, filtreler uygulayıp özenle yerleştiriyoruz sayfamıza. Kavga gürültü geçen huzursuz bir yemeğin veya tatilin Instagram ya da Facebook’taki yansıması çok farklı olabiliyor. Bunu bile bile böyle bir resme bakıp bir sonuç çıkarmak, ya da kendi hayatımızla karşılaştırmak ne kadar doğru?

Arkadaşları zor bir dönem geçirirken eğlence resimleri paylaşan insanların yaptığı gerçekten ayıp mı? Eğlenmek suç mu? Herşeye rağmen içlerinden eğlenmek gelebiliyorsa, paylaşma kısmı mıdır ayıp olan?

Yeni bir ilişkiye başladığımızda hemen Facebook’taki ilişki durumumuzu güncellemeli miyiz? Peki ayrıldığımızda? Bunun bile daha suya sabuna dokunmayan yöntemleri var.

Psikolog Esther Perel çağımızda özellikle aldatma sonucu oluşan ayrılıkları binlerce bıçak darbesiyle gelen ölüm şeklinde tanımlıyor. Eskiden yakadaki bir ruj izi, bir parfüm kalıntısı gibi küçük ipuçlarıyla izi sürülen aldatmalara kıyasla bugün internette yasak ilişkilerin neredeyse bütün detaylarıyla karşılaşmak mümkün olabiliyor. Yeni adab-ı muaşeret kurallarına göre bunun uygun karşılığı nedir peki? Sosyal medyadan karşı saldırıya geçmek kabul edilir bir davranış seçeneği mi? Sessiz kalmak mı yoksa doğru yaklaşım sosyal medya adabında? Peki sosyal medyada intikam alınabilir mi? Aldatılan eşlerin yazdıkları yazılar, paylaştıkları resimler intikam için doğru yöntem mi? Boşanma davalarında mahkemelerin sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları delil olarak kabul ettiği bir çağda yaşarken bu soruların cevabı biraz karışık.

Tabii internetin bu kadar yaygınlaşmasıyla aldatma eylemi artık illa fiziksel temas da gerektirmemeye başladı. Mesela, sanal ilişkiler aldatma sayılır mı? Peki internetteki erotik sitelere yaklaşımınız nedir? Eşiniz veya sevgiliniz sizinle hemfikir mi? Bunlar hep yeni teknolojiyle son dönemde hayatımıza giren ve ilişkilerde düşünülmesi, konuşulması gereken konular.

Sosyal medya, herşey iyi giderken ilişkilere renk katıyor. Ama işler sarpa sarınca hayatın rengini soldurabiliyor. Herşey ölçüsünde güzel. FOMO yazımda da belirttiğim gibi, dönem dönem de olsa -özellikle hassas bir dönem geçiriyorsak- sanal detoks yapmak hepimize iyi gelebilir.

social-media-courses1

Reklamlar

“Evliyim Ama Duygusal Olarak Boşandım.” / “Boşandım Ama Duygusal Olarak Evliyim.”

Hangisi daha iyi? Hangisi daha kötü?

Boşanmanın üç temel boyutu var: Hukuksal boşanma, duygusal boşanma ve finansal boşanma. Bize böyle öğretildi. Hukuksal boşanmayı tanımlamak kolay – evlenmiş olan bireyler, evlilik sözleşmelerine yasal olarak son verdiklerinde hukuksal boşanma gerçekleşir.

Aynı bireyler finansal kaynaklarını tamamen ayırdıklarında, boşanmanın finansal boyutu da tamamlanmış olur. Boşanmanın hukuksal ve finansal boyutları zaten genellikle eşzamanlı gerçekleşiyor.

Boşanmanın duygusal boyutu biraz daha karışık.

Hukuksal olarak boşandığı halde duygusal olarak boşanmamış çiftler olduğu gibi, duygusal olarak boşanmış olduğu halde hukuksal olarak hala evlilikleri süren çiftler de var.

Aynı evi, hatta aynı yatak odasını paylaşan ancak hiçbir duygusal alışverişi olmayan çiftler bunlar. Parmaklarında alyansları duruyor, ama sosyal olarak bir arada bulunmalarını gerektirecek ortamlar dışında ayrı çevrelerde, ayrı arkadaşlarla, ayrı hayatlar yaşıyorlar. Günleri ayrı ama zihinleri de ayrı. Aklınıza gelen örnekler vardır, eminim. Bu çiftlerin evliliklerini sürdürmeyi tercih etme sebebi bazen finansal, bazen alışkanlık, bazen cesaretsizlik, bazen o ne der, bu ne der kaygısı, ama çoğunlukla temelde, belirsizliğin yarattığı endişe.

Hukuksal olarak evli olup duygusal olarak boşanmış olmak, hukuksal olarak boşanmaktan çok daha zor, çok daha acı verici; hatta bazen bir işkence.

Bir de ayrılmış olduğu halde birbirinden kopamayan çiftler var. Duygusal boşanmayı tamamlamamış, duygusal bağları tamamen kırılmamış. Bu aralar çevrenizde boşandıktan sonra aynı kişiyle yeniden evlenen kaç kişi var? Veya hukuksal olarak evli olmadığı halde yeniden birlikte yaşamaya başlayan?

Bu noktada sorunlu alan dışarıdan bakıldığında evli görünüp evliliklerini doya doya yaşamayan, yaşayamayan çiftler. Bunun farkında olup evliliklerini herşeye rağmen devam ettirmeye karar veren çiftlere de sözüm yok. Ama ne yazık ki bazı çiftler duygusal olarak boşanmış olduklarının farkında değil. Sadece bir huzursuzluk, bir mutsuzluk hali bazen farkında olunan. Kendi kendine itiraf etmesi, kabullenmesi kolay bir durum değil bu; özellikle çocuk varsa. Bazen de taraflardan yalnızca biri durumun farkında oluyor. Konuyu konuşmak, Pandora’nın kutusunu açmak da cesaret istiyor, çünkü kırılacak, üzülecek değerli insanlar oluyor ortada. Bir de suçluluk duygusu var tabii.

Bana en çok sorulan sorulardan biri: “Eskisi gibi olabilir miyiz yine?

Hayır.

Ama evet.

Psikoloğunuz Evlilik Yanlısı mı?” başlıklı yazımda da belirtmiştim; ben bu konuda hep iyimserim. Yeter ki ibre birliktelikten yana olsun, yeter ki iletişim kanalları tam olarak açılsın, yeter ki Pandora’nın kutusu açılsın, yeter ki taraflar niyetli, istekli olsun. Tek taraflı ufak değişiklikler bile ilişki denklemini değiştirmeye yetiyor bazen. Yaralar sarılabiliyor, hayat kalitesi artıyor, eve yeniden huzur geliyor.
Anahtar kelime isteklilik.

Peki niye hayır, ama evet? Çünkü ortaya çıkan evlilik eskisi gibi görünse de kesinlikle eskisi gibi olmuyor; yeni ve farklı bir evlilik oluyor.

Bu da kötü bir şey değil.

Evliliğin hukuksal boyutu boşanma davası açılmadığı sürece kendiliğinden korunuyor zaten. Evliliğin duygusal boyutunu korumak ise sürekli emek istiyor…

Başta da söylediğim gibi, duygu boyutu biraz karışık!

Pandora’nın kutusu şeffaf olsaydı…

Pandora

 

Psikoloğunuz Evlilik Yanlısı mı?

Psikoloğunuz evlilik yanlısı mı, değil mi? Bir psikoloğun evlilik yanlısı olup olmadığı nasıl anlaşılır?

Evlilik yanlısı bir psikolog kişilerin bireysel mutluluğu kadar, ilişki ve aile üzerinden alınan tada odaklanan, bunu ortaya çıkarmaya, hatırlatmaya, korumaya, büyütmeye yönelik olarak çalışan bir psikologdur. Evlilik konusunda tarafsız olmayan, aile birliğini korumak, evliliği kurtarmak için yola çıkan bir psikologdur.

Tabii ki ayrılık bazen en doğru çözüm oluyor. Tabii ki bazı çiftlerin bir arada kalması doğru seçenek olmuyor. Ancak özellikle çift terapisinde bireysel hedefleri önceliklendirmek yerine ilişkiyi hedef alan bir yaklaşımla yola çıkmak, birçok evlilik için can simidi oluyor.

Günümüzde yaygın olan tüketim anlayışı, aile hayatına da yansımış durumda. Batılı ülkelerden elde edilen istatistikler, boşanma oranlarının %50’lerde olduğunu gösteriyor. Her iki çiftten biri boşanıyor. Ancak özellikle çocuklu ailelerde boşanma yalnızca bir ilişkinin sona ermesi değil, bir ailenin sona ermesi anlamına gelebiliyor.

Her birimiz farklı kanallar kullansak da, mutluluğu kovalıyoruz. Mutluluk Doktoru başlıklı yazımda da bahsettiğim gibi farklı mutluluk çeşitleri var ve spor yapmaktan sosyal yardımlaşma faaliyetlerine katılmaya, meditasyondan alışverişe kadar hepimizin mutlu olduğumuz anları arttırmak için irili ufaklı çabalarımız var.

Mutlulukla ilgili araştırmalarda ailenin varlığı, birlikteliği kriter olarak bütün diğer unsurlara göre açık ara önde. Özellikle çiftlerle ilgili araştırmalar, stresli çocuk büyütme dönemini atlatan çiftlerin hayatlarının ilerleyen aşamalarında daha mutlu olduklarını gösteriyor. Marilyn Yalom, “Antik Çağlardan Günümüze Evli Kadının Tarihi” kitabında bu çiftlerin paylaşılan geçmişlerine dayanan özel bir bağ yakaladıklarını vurgulayarak başka bir kişinin hayatının en yakın tanığı olmanın insanın değerini ancak zamanla anlayabileceği bir ayrıcalık olduğunu hatırlatıyor – bedeli geçmişteki gözyaşlarıyla ödenmiş bir ayrıcalık belki de. Bizi eskiden olduğumuz gibi hatırlayan ve bugün olduğumuz gibi seven bir kişi, aslında çok değerli.

Halbuki günümüzde küçük krizlerde dahi evlilikler kısa vadeli bir fayda-maliyet hesabıyla alelacele sona erdirilebiliyor.

Özellikle çift terapisine başlama kararı verildiğinde, çift ve aile terapisi konusunda özel eğitim almış, uzmanlaşmış kişilerin tercih edilmesi önemli. Böyle bir terapinin odağı bireysel iyilik hali kadar, ilişkinin de iyilik hali olacaktır. Yalnızca “tamir” değil, farkındalık kazandırma ve eğitim boyutlarıyla da kalıcı bir iyileşme hedeflenecektir.

Batıda birçok psikoloğun kartvizit ve web sitelerinde ‘evlilik yanlısı’ ibaresine yer verdiğini görüyorum. Yaygın bireysellik akımına rağmen ben de kendi adıma hala aile birliği noktasında iyimserliğimi koruyorum.

IMG_9662

 

Aşkın Heykeli

Her sene Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Nevada Black Rock (Siyah Taş) Çölü’nde onbinlerce insan toplanıp, The Burning Man (Yanan Adam) Festivali için Black Rock Şehri’ni kuruyor. Son gece, festivalin sembolü olan adam figürü yakılıyor ve ‘şehir’ yok oluyor. 1986 yılında San Francisco’da bir kumsalda başlayan Black Rock Festivali, birçok insanın ölmeden önce yaşamak istediği tecrübeler listesine girmiş durumda. Kurulan, kendi kendine yetmeye, kendini ifade etmeye ve sanata adanmış bir şehir.

Bu seneki festival 30 Ağustos – 07 Eylül 2015’teydi. Ben orada değildim ama festival başladığından beri dikkatimi çeken ve aklıma kazınan “Love” yani “Aşk” adlı bir heykel var.

Instagram sayfamı takip edenler fark etmiş olabilir, ilişki temalı ve belirgin bir duyguyu anlatan heykeller özel ilgi alanım oldu bir süredir.

Ukraynalı sanatçı Alexander Milov’a ait olan bu eser, 1750 x 770 x 500 cm boyutunda ve 4,5 ton ağırlığında. Heykel, bir erkek ile bir kadın arasındaki anlaşmazlığın hem iç hem de dış yansımasını gösteriyor. Bedenleri kafes şeklinde tasarlanmış olan bu iki insanın iç benlikleri, içlerindeki çocuk hapsolmuş durumda. Gece olduğunda çocuklar ışık saçmaya başlıyor. Bu ışık, karanlık dönemlerde yeniden bir araya gelme, barışma umudunu sembolize eden saflığın, içtenliğin yansıması.

Sanatçı, birbirine sırtını dönmüş ama uzaklaşamamış bu iki insanın bağlanma ihtiyacını, dışa vurulamayan saf sevgisini daha güzel yansıtamazdı. Özellikle çift ve aile terapi ortamlarında çok sık gördüğümüz çelişkili duyguları somutlaştıran bu heykeli buradan da paylaşmak istedim…

Karanlık günlerde bırakalım içimizdeki çocuk konuşsun; dünya daha saf, daha aydınlık bir yer olsun.

photo-original

620x260_643485a195988e6269cab82efdd361d8_c