Boşanma İhtimaliniz %91’e Varan Bir Başarı Oranıyla Tahmin Edilebiliyor Desem?

Amerika Birleşik Devletleri’nde Dr. John Gottman ile eşi Dr. Julie Schwartz Gottman’ın kurdukları Seattle Evlilik ve Aile Enstitüsü’nü duydunuz mu? Bu enstitünün bünyesinde bir Sevgi Laboratuvarı var. Sevgi Laboratuvarı’nda, video kameralar ve mikrofonlarla kaplı yaşam alanlarında yaşayan, holter monitörleriyle takip edilen çiftlerden elde edilen verilerle, 6 yıl içinde boşanma ihtimalinin %91’e varan bir oranda tahmin edilebilir olduğu iddia ediliyor. Araştırma ortamı bildiğiniz BBG evi – hatta yarışmacılara holter takılmış hali; kalp atışları da takip ediliyor çünkü. Veriler, 14 yıl boyunca 650 çift izlenerek elde edilmiş. Uluslararası çalışmalar da dahil 3000’in üzerinde çift incelenmiş.

Sadede gelelim. Bu araştırmaların sonuçlarına göre boşanmanın tahmin edilmesini sağlayan altı belirti var:

  1. Bu modele göre çiftlerde evliliğin yürümeyeceği konusundaki ilk sinyali, tartışmaların başlangıç şekli veriyor. Eleştiri, iğneleme, hor görmeyle başlayan tartışmalar sert başlangıç olarak nitelendiriliyor. Araştırma bulgularına göre sert bir başlangıçla başlayan tartışmalar, olumsuz bir havada sona eriyor. Aman tartışmanızın sert bir başlangıcı olduysa bir mola verin; sonra devam edersiniz!
  2. Tartışmanın başlangıcı sert olunca, Gottman’ların “mahşerin dört atlısı” olarak adlandırdıkları ikinci belirtinin ortaya çıkma ihtimali artıyor: Eleştiri, hor görme, kendini savunma ve duvar örme.
    • Yakınmak, eşimizin başarısız olduğu belirli bir eyleme yönelik oluyor. Eleştiri ise daha genel olduğu için, kişiliğe yönelik olumsuz ifadeler içeriyor. Yakınma bir davranışa, bir eyleme odaklanır. Eleştiri ise karaktere yönelik bir saldırıdır. Eleştirinin artması, mahşerin birinci atlısı. İkisini ayırt etmek önemli. Tartışırken hep eyleme odaklanalım; karaktere değil.
    • Mahşerin ikinci atlısı olan hor görmek, genellikle iğneleme ve kuşku duyma şeklinde su yüzüne çıkıyor. Hor görme diyoruz ama, sıfat yakıştırma, gözlerini devirme, küçümseme, alay etme, kara mizah da hor görme sayılıyor. Bunların hepsi bir tiksinme ima ediyor çünkü. Uzlaşmaya değil, daha fazla çatışmaya neden oluyor. Yapısında saldırgan bir öfke var.
    • Mahşerin üçüncü atlısı savunmaya geçmek. Savunmada karşı tarafa verilen mesaj ‘sorun bende değil, sende’ olduğu için, genellikle çatışmayı arttırıyor.
    • Mahşerin son atlısı da duvar örmek. Yüzleşmek yerine en sonunda eşlerden biri iletişimi tamamen keser. Bu noktada aslında kişi yalnızca çatışmadan değil, eşinden ve evliliğinden de kaçmış olur. Bu davranış, erkekler arasında daha yaygın bu arada – araştırmalar öyle söylüyor. İlk üç atlının yarattığı olumsuzluk, artık duvar örmenin bir çıkış haline geleceği kadar bunaltıcı bir hal almış oluyor. Özellikle nabız 100’ün üzerine çıktığında duvar örme ihtimali artıyor.

Gottman’ların araştırmalarına göre bu dört atlının tek başına varlığı, boşanmaları %82’lik bir isabetle belirliyor.

  1. Boşanmanın üçüncü belirtisi, dolup taşmak. Sert başlangıç ve dört atlının varlığı alışkanlık haline gelince ortaya çıkıyor ama aslında bir korunma aracı bu – durum bizi öyle sarsmıştır ki depremden korunmak için duygusal olarak ilişkiden koparak çatışmaları sona erdirmeyi deneriz.
  2. Dördüncü belirti fizyolojik. Çiftlerin beden dili ve nabzı izlenince, dolup taşmanın bu sefer fiziksel belirtileri ortaya çıkıyor. Nabız 100’lere, hatta 165’e kadar yükselebiliyor. Bu fiziksel durum bile tek başına, sorun çözücü bir yaklaşımı neredeyse imkansız hale getiriyor.
  3. İlk dört belirti ve mahşerin dört atlısı evliliği hemen kopma noktasına getirmeyebilir. Bu durumda beşinci belirti olan başarısız onarma girişimleri ortaya çıkar. Çiftler gerginliği azaltmak için frene basarlar. Bu aslında başarısız bir onarma girişimidir.
  4. Bir ilişki bütün bu olumsuzluklar içinde sıkışıp kaldığı noktada riske giren yalnızca çiftin geleceği değil, aynı zamanda geçmişi de oluyor. Altıncı ve son boşanma belirtisi de kötü anılar olarak adlandırılıyor. Çiftler bu aşamada geçmişlerini bir anlamda yeniden yazarlar. Olumlu hatıraları anımsamakta zorlanırlar. Hep savaşma beklentisi içinde oldukları için evlilik bir işkenceye dönüşebilir. Profesyonel yardım almaya birçok çift bu aşamada karar verir.

Son aşamaya kadar gelindiğinde evlilikle ilgili yaşanılan sorunlar çok ciddi görünür, sorunlardan bahsetmek faydasız gelir, eşler birbirinden ayrı hayatlar sürdürmeye başlar ve yalnızlık belki de en baskın duygu olur. Özellikle eşlerden biri son aşamaya geldiyse evlilik dışı bir ilişki yaşama ihtimali artar. Bu ilişki genellikle evliliğin can çekişmesinin nedeni değil, bir belirtisidir. Bu işaretler görüldüğünde boşanma da bir an meselesi haline gelir.

Yanlış anlaşılmasın, yukarıda özetlemeye çalıştığım tepkileri zaman zaman bütün çiftler verir. Uzun süreli, ‘başarılı’ ilişkilerin farkı, bu durumu sümen altı etmeden, hiç olmamış gibi davranmamaları. Aksine, dönüp, durumu ve kendilerini rahatsız eden noktaları açık açık konuşmaları ve birbirlerinin bakış açısını dinlemeleri, gerektiğinde sorumluluk alıp özür dileyebilmeleri.

Bir araştırma, çiftlerin ilişkilerinde sorun olduğunu ilk hissettikleri andan ortalama 6 yıl sonra çift terapisine başvurduğunu söylüyor. İlişkilerde inişlerin, çıkışların olması çok doğal. Ancak Duygusal Hijyen başlıklı yazımda da belirttiğim gibi, lütfen yardım almak için yaraların kötüleşmesini, iltihaplanmasını beklemeyelim. O zaman tedavi daha sancılı ve daha uzun oluyor.

John Gottman ile Nan Silver’in kaleme aldığı “Evliliği Sürdürmenin Yedi İlkesi” Gottman’ların Sevgi Laboratuvarı’ndan elde ettikleri verileri özetleyen bir kitap. Dili akıcı ve anlaşılır. Konu ilginizi çektiyse tavsiye ederim.

Gottmans

Reklamlar

Ebeveyninizi Nasıl Alırsınız – Tek mi, Çift mi?

Tek ebeveynli aile, annenin ya da babanın ebeveyn olarak tek başına çocuk veya çocukların bakımından sorumlu olduğu aile çeşidi.

Aile deyince ilk akla gelen hala anne, baba ve çocuğun bir arada yaşadığı model – araştırmalar bunu söylüyor. Ama şöyle bir etrafımıza bakınca aslında aile kavramının ne kadar değiştiğini fark etmek zor değil – evlilik kararı eskisi kadar kolay alınmıyor, ama vazgeçmek daha kolay. Sözler bir ömür için değil, o an için veriliyor sanki – ama yine de veriliyor. Etraf tek ebeveynli, çift ebeveynli, yamalı bohça, çeşit çeşit aileyle dolu. Evet, boşanma oranları bütün dünyada katlanarak artıyor. Ama insanlar hala tekrar tekrar evleniyor da – bazen farklı kişilerle, bazen aynı kişiyle.

Bu konudaki algı da değişti haliyle. Bir önceki nesil dağılmış yuva derdi, artık tek ebeveynli aile diyoruz mesela. Eskiden bir çocuğun tek ebeveynli olduğu duyulunca annesinin ya da babasının vefat etmiş olduğu varsayılırmış – tarihte savaşlar ve hastalıklar yüzünden çocukların yarısı tek ebeveynli ailelerde büyürmüş. Bugün aileler çoğunlukla ebeveynleri boşandığı veya ayrı yaşadığı için tek ebeveynli oluyor.

Tabii tek ebeveynli aileler tercih sonucu, yani evlat edinme veya evlilik dışı çocuk sahibi olma yoluyla da oluşabiliyor. Sperm ya da yumurta bağışları, taşıyıcı annelik gibi teknolojik gelişmeler, ebeveynliğe bakış açımızı değiştirdi. Evlat edinmek için de artık evli olmak gerekmiyor. Bir yandan çocuk sahibi olmak kişisel bir seçim haline geldi, diğer yandan da çocuğa verdiğimiz duygusal değer arttı. Ebeveyn olarak hepimiz -hem maddi, hem de duygusal- bütün kaynaklarımızı çocuk yetiştirmeye adıyoruz.

Bugün Türkiye’de tek ebeveynli hane halkı oranı %8,2 ve tek ebeveynlerin büyük çoğunluğu kadın. OECD verilerine göre dünyada tek ebeveynli aile oranı %15. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise bu oran %25’in üzerinde.

Nil Karaibrahimgil, şu anda çok popüler olan ‘Gençliğime Sevgilerimle’ adlı parçasında “Kızlar! Güzel mi güzel bir kadın olduğunuzda kendi atınız olsun. Kendi paranızı kendiniz kazanın, onu şakır şakır harcayın. Böylece ayrılıklarla ve boşanmalarla attan inip eşeğe binmezsiniz. Atınızı kimse altınızdan alamaz. Dört nala başka yere gidebilirsiniz.” diyor. Aldıkları eğitim ve kazandıkları ekonomik bağımsızlık nedeniyle özellikle son otuz yıldır kadınlar artık hayatlarını sürdürebilmek için evlenmek ya da evli kalmak zorunda değil. Bu da aile kavramındaki değişimin temel taşı.

Tek ebeveynli aileler benim uzmanlık projemin konusu – özel ilgi alanım diyebiliriz. Bu konuda araştırma yaparken en çok ilgimi çeken araştırma sonuçları şöyleydi:

  • Çocuk doğuştan itibaren tek ebeveynli bir ailede yaşamadığı sürece, ailenin tek ebeveynli olma sebebi ne olursa olsun, ebeveyn de durumdan etkilenmiş olacağı için, özellikle ilk iki sene (bazen üç) uyum süreci oluyor. Tercih sonucu oluşanlar dışında tek ebeveynli ailelerin oluşumunda hep bir kayıp söz konusu; bir kişinin veya bir ilişkinin kaybı – bunu unutmamak lazım.
  • Vefat sebebiyle oluşan tek ebeveynli ailelerde ebeveyn, boşanmaya kıyasla daha fazla sosyal destek alıyor, aile ve arkadaş çevresi değişmiyor ve genellikle uzun vadede kendisini daha az yalnız hissediyor.
  • Boşanmanın çocuk üzerindeki kısa süreli etkileri genellikle olumsuz. Çocuğun boşanmaya uyum sağlamasının en önemli belirleyicisi her iki ebeveynle de kurduğu iletişimin kalitesi ve iki ebeveynin sergilediği tutarlılık.
  • Kendi ebeveynleri boşanmış çocuklar, ileride kendileri de daha kolay boşanıyor.
  • Çocuğun özellikle birlikte yaşadığı ebeveyn ile ilişkisi olumlu yönde değişiyor. Sorunlu alan genellikle birlikte yaşamadığı ebeveyniyle arasındaki ilişki oluyor.
  • Birlikte ikamet edilmeyen annelerle ilişkiler, birlikte ikamet edilmeyen babalara oranla daha iyi. Çocuklarıyla yaşamayan anneler, babalara kıyasla uzun vadede iletişimlerini daha fazla sürdürüyor. Babalarda ise durum, boşanmanın üzerinden geçen süre arttıkça ne yazık ki gözden ırak, gönülden ırak şeklinde özetlenebilir. İstatistiklerin bu boyutu tatsız.
  • Tek ebeveynlerin yalnızca %10’u baba.
  • Boşanmanın hemen ardından erkekler genellikle kadınlara göre daha mutlu oluyor. Boşanmadan yaklaşık bir sene sonra kadınların mutluluk oranı hızla artarken erkeklerinki azalıyor. İstatistiklere göre en yüksek intihar oranları boşanmış babalarda. Boşanmış kadınlar ise mutlu.
  • Boşanma sonrası sürece kız çocuklar, erkek çocuklara kıyasla daha hızlı adapte oluyor. Ancak yaşanılan üzüntü kızlarda da erkeklerde de aynı.
  • Okulda öğretmenlerin tek ebeveynli çocuklara yaklaşımının, bu çocukların okul performansında belirleyici etkisi var. Öğretmenler tek ebeveynli çocuklara pozitif ayrımcılık uygulayarak özellikle ilk dönemlerde durumla baş etmelerine yardımcı olmaya çalışıyor. Bazı öğretmenler ise ya konuyu hiç açmayarak ya da sık sık dile getirerek normalleştirme çabası sergiliyor. Her iki durumun da çocuk üzerindeki etkisi olumsuz. Rehber öğretmenlerle konuşmak genellikle çocukları rahatlatıyor. Bu noktada okullarda sınıf öğretmenleri ve rehber öğretmenler kadar branş öğretmenlerinin de konuyla ilgili bilinçlendirilmesi ve gösterilecek yaklaşım noktasında tutarlılığın sağlanması önemli. Öğretmenlerin konuyla ilgili önyargılarından arındırılması da tabii. Çocukların “annesi babası ayrıldığı için / babası vefat ettiği için böyle davranıyor” şeklinde etiketlenmesi ve davranışlarının hep bu bağlamda değerlendirilmesi çok yanlış.
  • Bağlanma kuramının erken çocukluk döneminde anne ve çocuk arasında kurulan bağa verdiği önem, boşanma durumunda özellikle küçük çocukların velayetinin annelere verilmesinin temel sebebi.
  • Amerika Birleşik Devletleri’nde yanında ikamet edilmeyen babaların birçoğu, küçük düşürücü bir tabirle “Disneyland Babaları” sıfatıyla anılıyor. Bu babalar disipline, çocukların sorumluluklarına ve ödevlere daha az önem veriyor. Babayla çocuğun arasına fiziksel mesafeyle birlikte zamanla duygusal mesafe de giriyor.
  • Diğer yandan da bazı batılı ülkelerde baba hakları savunucularının girişimiyle “kalıcı ebeveyn sorumluluğu” prensibi benimsenirken, ebeveynlik kavramı mutlak ve şartsız, anne- baba ilişkisinden bağımsız duruma geldi. Kalıcı ebeveyn sorumluluğu bazı ülkelerde velayette de ön plana çıkıyor; mesela Avrupa’nın boşanma oranı en yüksek ülkesi olan Belçika’da 1995 yılında ortak velayet, 2006 yılında da ortak fiziksel velayet tercih edilen boşanma modeli haline gelmiş. Çocuk bakımında anne ve babaya verilen önem böylece eşitlenmiş, boşanma ve seri evlenme durumunda ise çoğul çekirdekli sistemler ortaya çıkmış. Kısacası ebeveynlik ve evlilik kavramları birbirinden bağımsız algılanıyor.
  • Tek ebeveynli bir aileye sahip olmanın çocuklar için kazanımları da var. Çocuklukta zorluklarla baş etmenin bireyi olgunlaştırıcı ve psikolojik dayanıklılığı artırıcı etkisi var. Çocuk bu süreçte güçleniyor. Tek ebeveyn ile çocuk, çift ebeveynli çocuklara kıyasla genellikle daha yakın bir bağ kuruyor. Ebeveynleriyle tek tek zaman geçirmek, çocuğun kendisini özel ve ayrıcalıklı hissetmesine katkıda bulunuyor. Ayrıca tek ebeveynli ev ortamında alacağı sorumluluklar, daha bağımsız bir kişilik geliştirmesine yol açıp, erken yetişkinlik dönemine geçişte daha az zorluk yaşamasıyla sonuçlanabiliyor.
  • Tek ebeveyn olmak hiç kolay değil. Tek ebeveynlerin karşılaştıkları sorunların başında maddi sıkıntılar geliyor. Zaman yönetimi, sosyalleşmenin kısıtlı olması, yalnızlık, endişe gibi duygusal faktörler de süreci zorlaştırıyor. Sorumlulukların çok fazla oluşu, yorucu olabiliyor. Tek ebeveynler, kendilerini farklı hissettikleri için anne-babaların bir arada olduğu ortamlardan kaçınabiliyor; bu durum çocukların sosyal hayatını da kısıtlayabiliyor.
  • Psikolog ve psikolojik danışmanlar da tek ebeveynli aile olma durumunu bir felaket değil, geliştirici bir süreç olarak benimseyebilirse bu danışanlarına da yansıyacaktır.

Tek ebeveynli aileler konusunda var olan önyargıları kırmak ve tek ebeveynlerin yaşam kalitesini artırmak için ücretsiz kreş imkanları, vergi indirimleri, düşük faizli ev kredileri, pozitif ayrımcılığı destekleyecek istihdam politikaları faydalı olur. Televizyon dizilerinde veya okullarda okutulan kitaplarda sağlıklı tek ebeveynli ailelere de yer verilmesi bile algı yönetimi noktasında önemli bir adım.

Amerika Birleşik Devletleri’nde 1984 yılından beri 21 Mart günü Ulusal Tek Ebeveynler Günü olarak kutlanıyor. Amaç, tek ebeveyn olmanın gerektirdiği fedakarlık ve adanmışlığa dikkat çekmek, tek ebeveynlerin ihtiyaçlarının farklılığını vurgulamak. Tek ebeveynli aile sayısındaki hızlı artışa bakılırsa ülkemizde de bu uygulamanın yaygınlaşması sevindirici bir adım olabilir.

single parent

Psikoloğunuz Evlilik Yanlısı mı?

Psikoloğunuz evlilik yanlısı mı, değil mi? Bir psikoloğun evlilik yanlısı olup olmadığı nasıl anlaşılır?

Evlilik yanlısı bir psikolog kişilerin bireysel mutluluğu kadar, ilişki ve aile üzerinden alınan tada odaklanan, bunu ortaya çıkarmaya, hatırlatmaya, korumaya, büyütmeye yönelik olarak çalışan bir psikologdur. Evlilik konusunda tarafsız olmayan, aile birliğini korumak, evliliği kurtarmak için yola çıkan bir psikologdur.

Tabii ki ayrılık bazen en doğru çözüm oluyor. Tabii ki bazı çiftlerin bir arada kalması doğru seçenek olmuyor. Ancak özellikle çift terapisinde bireysel hedefleri önceliklendirmek yerine ilişkiyi hedef alan bir yaklaşımla yola çıkmak, birçok evlilik için can simidi oluyor.

Günümüzde yaygın olan tüketim anlayışı, aile hayatına da yansımış durumda. Batılı ülkelerden elde edilen istatistikler, boşanma oranlarının %50’lerde olduğunu gösteriyor. Her iki çiftten biri boşanıyor. Ancak özellikle çocuklu ailelerde boşanma yalnızca bir ilişkinin sona ermesi değil, bir ailenin sona ermesi anlamına gelebiliyor.

Her birimiz farklı kanallar kullansak da, mutluluğu kovalıyoruz. Mutluluk Doktoru başlıklı yazımda da bahsettiğim gibi farklı mutluluk çeşitleri var ve spor yapmaktan sosyal yardımlaşma faaliyetlerine katılmaya, meditasyondan alışverişe kadar hepimizin mutlu olduğumuz anları arttırmak için irili ufaklı çabalarımız var.

Mutlulukla ilgili araştırmalarda ailenin varlığı, birlikteliği kriter olarak bütün diğer unsurlara göre açık ara önde. Özellikle çiftlerle ilgili araştırmalar, stresli çocuk büyütme dönemini atlatan çiftlerin hayatlarının ilerleyen aşamalarında daha mutlu olduklarını gösteriyor. Marilyn Yalom, “Antik Çağlardan Günümüze Evli Kadının Tarihi” kitabında bu çiftlerin paylaşılan geçmişlerine dayanan özel bir bağ yakaladıklarını vurgulayarak başka bir kişinin hayatının en yakın tanığı olmanın insanın değerini ancak zamanla anlayabileceği bir ayrıcalık olduğunu hatırlatıyor – bedeli geçmişteki gözyaşlarıyla ödenmiş bir ayrıcalık belki de. Bizi eskiden olduğumuz gibi hatırlayan ve bugün olduğumuz gibi seven bir kişi, aslında çok değerli.

Halbuki günümüzde küçük krizlerde dahi evlilikler kısa vadeli bir fayda-maliyet hesabıyla alelacele sona erdirilebiliyor.

Özellikle çift terapisine başlama kararı verildiğinde, çift ve aile terapisi konusunda özel eğitim almış, uzmanlaşmış kişilerin tercih edilmesi önemli. Böyle bir terapinin odağı bireysel iyilik hali kadar, ilişkinin de iyilik hali olacaktır. Yalnızca “tamir” değil, farkındalık kazandırma ve eğitim boyutlarıyla da kalıcı bir iyileşme hedeflenecektir.

Batıda birçok psikoloğun kartvizit ve web sitelerinde ‘evlilik yanlısı’ ibaresine yer verdiğini görüyorum. Yaygın bireysellik akımına rağmen ben de kendi adıma hala aile birliği noktasında iyimserliğimi koruyorum.

IMG_9662